Selahaddin'in en büyük sloganları tevhitten özgürlüğe ve cihattan içtihadadır - Gazete KonyaGazete Konya

3 Aralık 2021 - 12:21
Türkçe العربية English

Selahaddin’in en büyük sloganları tevhitten özgürlüğe ve cihattan içtihadadır

Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali Karadaği, Selahaddin-i Eyyubi’yi Kudüs’ün fethine götüren en büyük sloganlarının tevhitten özgürlüğe ve cihattan içtihada olduğunu dikkat çekerek fethin sürecini anlattı.

Selahaddin’in en büyük sloganları tevhitten özgürlüğe ve cihattan içtihadadır
Son Güncelleme :

20 Ekim 2021 - 13:16

69 Okuma

Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali Karadaği, Selahaddin-i Eyyubi’yi Kudüs’ün fethine götüren en büyük sloganlarının tevhitten özgürlüğe ve cihattan içtihada olduğunu dikkat çekerek fethin sürecini anlattı.

Selahaddin-i Eyyubi Enstitüsü’nün bu yıl üçüncüsünü düzenlediği Uluslararası Selahaddin-i Eyyubi Sempozyumu 2 Ekim’de önemli mesajlarla son buldu.

Sempozyum vesilesiyle ümmetin farklı coğrafyasından âlimler, siyasetçiler ve direniş önderleri görüş ve fikirlerini paylaştı, Selahaddin’in İslam ümmetini birleştirmesindeki rolünü ele aldı.

Sempozyuma; Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali Karadaği de katılarak bir konuşma yaptı.

İLKHA Arapça Servisi’nin çevirisini yaptığı Karadaği’nin sempozyumdaki konuşmasının tamamı şöyle:

Konuşmama, Selahaddin’in Kudüs’ü haçlılardan aldıktan sonraki ilk Cuma namazında söylediği sözlerle başlamak istiyorum. Şöyle ki, “Yardımıyla İslam’ı aziz, kahrıyla şirki zelil kılan; hadiseleri emriyle değiştiren, lütfuyla nimetini arttıran, hazırladığı tuzaklarla kafirlerin hilelerini boşa çıkaran Allah’a hamdüsenalar olsun. O Allah ki günleri, insanların lehine ve aleyhine delaletiyle takdir etti. Mükafatı fazlıyla muttakilere verdi.”

Salat ve selam alemlere rahmetle gönderilene, aline, sahabelerine ve kıyamete kadar onun yolunu takip edenlere olsun.

Saadet, lütuf ve fazilet sahibi erkek ve kız kardeşlerim! Hepinizi güzel ve mübarek bir selamla selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Konuşmanın sadece sözde kalmadığı, özellikle bu asırda böyle mübarek bir sempozyuma katıldığım ve size konuşma yaptığım için çok memnunum. Filistin’de Allah’ın lütfuyla yapılan cihad ve başarıları konuşmanın sadece sözde kalmadığını doğruluyor. Bunu sevgili kardeşlerim Halid ve Ziyad benden önce anlatılar.

Bugün bizler Allah’ın izniyle daha yolun başındayız. Bunun için başkalarından istifade etmeye ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği liderlerin tecrübelerinden istifade etmeliyiz. Kur’an- Kerim’de, “O zaman onların rehberliğine uy” diye emrediliyor. Hatta bundan daha fazlasını da söylüyor, Allah-u Teala başarıyı ve yerine geçmeyi tevarüs (varis yapma) kelimesiyle kullanıyor. “Sonra bu kitaba (Kur’an’a) kullarımızdan seçtiğimiz kimseleri varis yaptık.” Yine Kur’an-ı Kerim’de mukaddes topraklar hususunda da tevarüsten bahsediyor. Şöyle ki, “Şüphesiz zikir (Tevrat)’tan sonra Zebur’da da: ‘Kuşkusuz yeryüzünde salih kullarım varis olacaklardır’ diye yazdık.” (Enbiya 105)

Buradaki yeryüzü kelimesi iki şekilde tefsir ediliyor. Birinden kasıt, bilinen mukaddes topraklar olduğu ve Yahudilerin bu mukaddes topraklar da haklarının kalmadığını açıklıyor. Çünkü bu dava dini bir davadır. Oraya ‘salih kullar varis olacaklardır.’ ayetiyle de Yahudilerin hakkı kalmamıştır. ‘Oraya varis oldular’ buyruluyor, ‘orayı aldılar’ buyrulmuyor. Varis olmanın anlamı, toplamak biriktirmektir. Bunu benden önce sevgili kardeşlerim Halid ve Ziyad açıkladılar. “Oraya salih kullar varis olurlar.” “İşte bunda, Allah’a kulluk eden topluluk için yeterli açıklama vardır.” (Enbiya 106)

Konuşmak istediğim konuya kısaca başlamadan önce bu sempozyumu düzenleyen Selahaddin Eyyubi Enstitüsü ve HÜDA PAR’a yaptıkları bu güzel çalışmaları için teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca sempozyumu sunan Suad Hoca’ya da teşekkürlerimi sunar, Allah hayırlarının karşılığını versin.

Bana verilen zamana göre Selahaddin Eyyubi’nin iki temel sloganından bahsedeceğim. Bu iki slogan halen savaşın sloganıdır. Onlar halen direnişin ve cihadın sloganı ya da sloganlarıdır. Bu sloganlar Muhammed Emin Ensari’nin, Fatımi diye isimlendirilen ancak gerçek isimleri Ubeydi devleti olan, devletin sona ermesinden sonra liderleri Selahaddin’e söylediği sloganlardır. Ona, bu iki temel slogana önem verilmesi gerektiğini belirti.

Tevhitten tahrire, cihattan içtihada…

Ben onun bu iki temel sloganını şu şekilde özetledim: Tevhitten tahrire (özgürlüğe) ve cihattan içtihadadır. Burada kesinlikle tevhitten kasıt ilk olarak Allah’ı birlemektir. Ondan da ümmetin birliği çıkar. Allah’a samimi kul olmak da ancak Allah’ı birlemekle olur. Tevhid kelimesi, Kur’an’da kapsayıcı bir kelimedir. Müstekbirlere ve zalimlere karşı boyun eğmeden duruşun, sözün, sabitelerin, planların ve ümmetin Allah’ın kulluğunda birleştirilmesi anlamında kullanılıyor.

Yine Selahaddin’in burada kastettiği özgürlük, Kudüs’ün özgürlüğüdür. Sonra da başkalarının kulluğundan Allah’ın kulluğuna özgürlük, zilletten ve diğer olumsuz durumlardan, şerefli ve izzetli olmaktır.

“Mescid-i Aksa’yı özgürleştirmek için Allah ile bağların güçlü olması gerekir”

Bir hutbesinde, Mescid-i Aksa’yı özgürleştirmesinin kendileri için büyük bir şeref olduğuna işaret ederek, “Allah bana bu şerefi verdiğinden dolayı kıyamete kadar başımı secdeye koysam, onun hakkını eda etmiş olamam.” diyor. Niçin böyle diyor? Çünkü Mescid-i Aksa’yı özgürleştirmek için Allah ile bağların güçlü olması gerekir. Bunu benden önce Halid Meşal çıkardığı dersler ve ibretlerle güzel bir dille anlatı. Kim temizlenmek isterse Allah onu temize çıkarır.

“Selahaddin sadece sözde komutan ve mücahid değildi”

Bunun için, özgürleştiriyoruz diyenler Aksa’yı özgürleştirendir. Sonra ‘Mescid-i Aksa’yı özgürleştireceğiz’ sloganı bana göre altın suyu ile yazılmayı hakkediyor. Bazı devletlerin silahları ve paraları olduğu halde zilleti kabul ediyorlar. Ancak onların kabul ettiği bu zilleti, sıradan bir insan bile kabul etmez. Saygın şahısların zilleti kabul etmesine ne denmeli? Ancak bunlar mal için, makam ve mevki için zilleti kabul ediyorlar. Bunun için Aksa’yı özgürleştirecek olanlar Allah-u Teala’yla bağları sağlam olması gerekir. Selahaddin, sadece sözde komutan ve mücahid değildi.

“Âlimleri özgürleştirmezsek kesinlikle bir şey yapamayız”

İmam Suyuti’nin kitabında zikrettiği ve benim de ondan kendi kitabıma aktardığım Selahaddin’in saygı gösterip, değer verdiği Nureddin Zengi ile diyalogu şöyledir. Nureddin ona, ‘Eğer biz alimleri özgürleştirmezsek kesinlikle bir şey yapamayız’ der. Bunun üzerine Selahaddin, ‘Biz onları nasıl özgürleştireceğiz onlar zaten özgürdürler.’ Bunun üzerine Nureddin, ‘Eğer bir alim yaşamak isterse ya fakir olacak -Fakir Maliki Kadısı Bağdat’tan çıktıktan sonra, ‘eğer şu anki halimde olacağımı, sadece ailemle biraz yiyip, içeceğimi bilseydim Bağdat’tan çıkmazdım.’ dediği gibi- ya da sultan, vezir ve halifelerle beraber olacak. Aksi takdirde bu şekilde fakir olacaktır.”

Bunun üzerine Selahaddin, ‘ O zaman biz de devletin malını vakıf malı yapmamız gerekir. Ancak bunu nasıl yapacağız? Devletin malı, ümmetin malıdır.’ dedi. Nureddin Zengi Hanefi mezhebi alimi olduğu için, vakıf yapmak için tam mülkiyet şartı arıyordu. Çünkü Hanefilere göre eğer kişi bir malın tam sahibi değilse vakfedemez. Bunun için Nureddin Zengi bunu kabul etmezdi. Ona buna bulsa bulsa alim İbn-i Asud çözüm bulabileceği söylendi.

İbn-i Asud dedi ki, Nureddin’i ikna edip, çözüm bulmak sıkıntı değildir. Biz bunu ‘el-irsa’ ile çözeceğiz. Vakıf özel mülkiyet şartı ister, ancak el-irsa genel mallar için de geçerlidir. Sonra İbni Asud, Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli alimleri toplayarak şu söz üzerinde birleştiler: ‘Adil sultan ümmeti temsil ediyor. Devletin toprakları ümmetin topraklarıdır. Bunun için onları genel anlamda tahsis edip vakfedebilir. Ancak özel yönden, kendi malı gibi vakfedemez.’ Bunun üzerine okullara en güzel yerleri vakfetti. Ayrıca âlimlere de mallar vakfederek âlimlerin özel mallarının olmasını sağladı. Böylece âlimlerin herhangi bir sultanın yanında durmasına gerek kalmadı.

“İnceliği ve mütevaziliğinin yanı sıra iyi bir planlayıcıydı”

Selahaddin bu konuda önemli adımlar attı. O, inceliği ve mütevaziliğinin yanı sıra iyi bir planlayıcıydı. Bunların dışında heybetli, kuvvetli, güçlü bir fiziki ve düşünceye sahipti. En önemlisi de hedefleri beliydi. Ordusunu ve çalışmasını bu hedefler doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışıyordu. Akideye, Allah’a imana, Kudüs ve Mescid-i Aksa’yı özgürleştirmeye, ümmeti savunmaya ve birleştirmek için çalışıyordu. Askeri konularda başarılıydı. Ben kendim Alcun kalesine girdiğimde, keşke girip görseydiniz. Çok garip bir şekilde inşa edilmiştir. Savunmak için yedi aşamalı ve 123 şahıs, kuşatma altında 6 ay boyunca savunma yapabilir. Eğer oraya gidip görseniz, şaşırırsınız.

Casusları yakalamak için gençlerden özel bir grup oluşturdu

Bunun dışında derin düşünceye de sahipti. Şam’da gençlerden oluşan bir grup kurmuştu. Bunlar sınırı koruyorlar. Herhangi bir casus sınırı geçip, işgalci haçlılara ulaşmak isterse onları yakalar Şam’a Selahaddin’e getiriyorlardı. Selahaddin’in yanında bu casuslardan topladığı mektuplar bulunuyordu. Bu mektupların bazıları kendi idaresindeki emirliklerinin mektuplarıydı. Nureddin Zengi, Selahaddin’in Kudüs fethini hızlandırmadığı için ona, şiddetli bir şekilde kızıp, azarladıktan sonra, Selahaddin yanındaki mektupları amcasıyla beraber Nureddin’e gönderdi. Zira kendisi gitmekten çekinmişti. Nureddin mektupları okuyup, bunların içinde Halep Emiri, Irak Emiri ve diğer bazı emirliklerinin yazıldığı mektupları görünce çok şaşırdı.

İletişimi güvercinlerle ve bazı işaretlerle

Yine iletişimi güvercinlerle ve bazı işaretlerle yapıyordu. Örneğin ateş yaktıklarında bu düşmanın yabancı olduğunu, bayrakları kaldırdıklarında veya başka herhangi bir işaret farklı bir anlama geliyordu. Böylece Selahaddin bir iki saat içinde her gelişmeden haberdar oluyordu.

“Haçlılarla” savaş yerine “Frenklerle” savaş tabirinin kullanılmasından yanaydı

Yine Selahaddin’in dakik düşüncesinin bir örneği de âlimlerden bazıları biz haçlılarla savaşıyoruz diyorlardı. Selahaddin onlara, ‘Hayır biz Frenklerle savaşıyoruz. Biz onlara değer vermiyoruz. Eğer biz haçlılarla savaşıyoruz dersek, onlara değer vermiş oluruz. Kendi dinleri ve değerleri için savaştıklarını kabul etmiş oluruz. Ancak biz onların ekonomi için, siyaset için ve diğer bazı menfaatler için savaştıklarını biliyoruz. Ayrıca Hristiyan haçlıların bazılarının bize değer verdiğini ve saflarımızda onlara karşı savaşıyorlar. Öyleyse biz bunu diyemeyiz’ derdi. İşte bu ince davranışı ve derin düşüncesini göz ardı etmeyip, değerlendirmek gerekir.

“Cahil ümmet galip gelse de zafer elde edemez”

İkinci slogan cihattan içtihada ise… Selahaddin diyordu ki cahil ümmet galip gelse de zafer elde edemez. Bunun için bazı tarihçiler, Selahaddin’in gençleri ve çocukları bilinçlendirdiğini haber veriyorlar. Caddelerde yarışlar düzenliyorlar. Yarışı kazananlar Selahaddin’in ordusuna alınmasına hak kazanıyor. Bu yarışlar gençler arasında Şam, Bağdat, Diyarbakır ve diğer yerlerde gerçekleşiyordu. Kadınlar da üzerlerine düşeni layıkıyla yapıyorlardı.

Bunun için Selahaddin Eyyubi’nin hayatının ve ondan çıkan dersleri onun yaptığı plan ve projeleri eğitimde işlenmesi gerekir.

İLKHA

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.